25 Nisan 2016 Pazartesi

İznik Ultra 50k Dağ Maratonu - 16 Nisan 2016 Cumartesi

Bir sene önce ve sonra ... 


İznik Ultra 2015 koştuğum ilk dağ maratonum, ayrıca koştuğum en uzun mesafeydi. 46km'nin her bir km'si bilinmezlikle doluydu ve tam anlamıyla cennette koşuyormuş gibiydim. Finişte yarışı ikinci olarak bitirmiş, sevdiğim adamdan evlenme teklifini almış ve rüya gibi  iki gün yaşamıştım.

Geçen bir yıllık süre içinde değişen hedefler, antrenman programları, benim olaya bakış açım yani kısacası tarafımda bir çok şey değişti. Koşunun yanında, kuvvet antrenmanlarımı Aykut Toraman ile yüzme antrenmanlarımı ise Taha Engin antrenörlüğünde yapmaya başladım. Koşu programım ise Önder'in Paris Maratonu hazırlağında sevgili Asım Çetin hocamın verdiği antrenmanlara mümkün olduğunca paralel gitmeye çalışıyordu. Bu sebeple koşu antrenmanlarını patikadan çok yolda yapmak durumunda kaldım.


Beklenmedik sürpriz ''Paris Maratonu '' 


Önder'in sezon için hedef yarışı Paris Maratonu'ydu. Maraton kaydı, kayıtlar bittikten sonra takım olarak ve maraton sponsoru olan markanın kontenjanından yapılmıştı. Benim yarışta koşmak gibi bir şansım yoktu.

Sonrasında olaylar öyle gelişti ki hedef yarışım olan İznik Ultra için Paris Maratonunda 23k haftanın uzunu bağlamında koşacağım koşu, 23.km'de adrenalinle birlikte belki de hayatımın en net kararlarından biri olan, ben bu maratonu bitireceğim olarak değişti. Yol maratonu için hazırlığım yokken...

Sonuç: Her dakikası ayrı bir zevk olan, her km'si güldüğüm, çocuklarla çak yaptığım ve 40.km'de ilk yol maratonumu koştuğumu düşündükçe mutluluktan gözlerimden akan yaşlarla 3 saat 40dk'da tamamladım. Benim için bu harika bir süreydi.


Peki hedef yarış İznik değil miydi ? 


Yol maratonu dediğiniz şey aslında vucudunuzdan bir çok şey götüren bir aktivite. Patikalara göre zemin daha sert ve vucut bundan daha fazla etkileniyor. Paris Maratonu ile İznik arasında sadece iki hafta olması toparlanma konusunda beni korkutuyordu ayrıca Önder'in Paris öncesi geçirmeye başladığı hastalık banada bulaşmış ve mendil, boğaz spreyi, soğuk algınlığı hapları, türlü burun spreyleri ayrılmaz bir parçam haline gelmişti. Vucudum her ne kadar dinç olsada hastalığı bir türlü üzerimden atamadım ve iki hafta boyunca bir kaç yüzme antrenmanı ve adidas park run koşuları hariç hiç antrenman yapmadım.


16 Nisan Cumartesi Narlıca  


Sabah kahvaltımızı yapmış ve start noktasına götürecek araçlara ulaşmak için fuar alanına yürümeye başladık. O an kafamdan milyonlarca soru geçiyordu. Her ne kadar rahatım desem de Önder'e ve onun hal tavrına bakınca ne kadar stres altında olduğumu şimdi daha rahat anlayabiliyorum. Acaba hastalığım beni etkileyecek mi ve bacaklarım maratondan dolayı ne kadar yorgun diye kendi kendime düşünüyordum. 


Starttayız... 


Bir çok tanıdığı görüyorum. Yarışların belki de en motive edici tarafından biri de bu. Normalde göremediğiniz bir çok arkadaşınızı toplu olarak görme imkanı sunuyor. Sanırım yarış başlayana kadar 4 kez tuvalete girdim. Bir yandanda sıvılaştırılmış karbonhidrat almaya devam ediyordum. 

Başladık.Bir gün öncesin de Caner Odabaşoğlu teknik toplantıda parkura eklenen yeni patikanın, koşucuları zorlayacağını ve bu bölümde dikkatli olmamız gerektiğini söylemişti. Ben inişlerimin kötü olduğuna inanıyorum ya da iniş konusunda antrenmansızım da diyebilirim ve Kapadokya'da istediğim gibi koşamamanın nedenininde bu olduğunu biliyorum. Geçen zamanda bunun üzerine çalışabildim mi? Hayır!

Kalabalık olarak patikaya giriyoruz ve sürü halinde zeytinliklerden geçmeye başlıyoruz. Parkur single track şeklinde ve herkes çok heyecanlı. Oysaki önümüzde daha km'ler var ve burda yapılacak bir hata tüm yarışı etkileyebilir. Sen sakin ol Filiz diyorum kendime. Bu düşüncelerle elimde ki sıvı karbonhidrat karışımından almaya çalışırken suluğun ağzını çekmeye çalışıyorum ve hop ön dişimi kırıyorum. Bir an ne yaptığımı kendimce sorgulamaya başladım, dişimin kırılması beni tahmin ettiğimden daha çok demotive etmişti. Bacaklarım ağırlaşmaya başladı, Nesrin İşseven önden gitmiş ben ise Neval Yaşar ile arkada kalmıştım. Neval'e nabzım çok iyi ama bacaklarım çok ağır sanırım bırakacağım dediğimi hatırlıyorum. Bu arada aklım yakın arkadaşım Aslı Kırşan'da. Parkurun bu bölümünü kazasız belasız geçsin diye dua ediyorum kendimce.

9km'de Müşküle Köyün'de ve ilk check pointteyim. Saatim 1 saat 28dk gösteriyor ve aklımdan bu yarış nasıl bitecek, bitmez ki diye düşünüyorum. Geçen sene 46km'yi 5 saatte bitirmiştim ve daha şimdiden parkuru düşündükçe kafamdan hesaplar yapıyor ve işin içinden çıkamıyordum. Parkur herkese zor dedim ve düşünmemeyi bırakıp devam ettim. Müşküleye ilk girdiğimde Tolga Tarakçı ve Kamil İnak geçen koşucuların fotoğraflarını çekiyordu ve Önder'in birinci olarak geçtiğini söylediler. Nasıl mutlu oldum ve resmen bana güç geldi. Check pointte sadece suluğumu biraz doldurdum ve zaman kaybetmeden ilk çıkan kadın olarak halıdan geçtim. Yolda Müşküle kadınları her zaman ki gibi yarış destek ekiplerini oluşturmuş ve kadın görmenin sevinci ile alkışlıyorlardı. '' İlk geçen kadın sensin, oh be sonunda bir kadın gördük'' diye alkışlıyorlardı . Dua edin dedim :)

Bundan sonrası parkurun daha bildiğim yerleriydi. Nesrin İşseven ile birlikte bir o beni çekiyor bir ben onu çekiyordum. Ekibimize o sıra geçen sene de parkur arkadaşım olan ve sonrasın da her adidas toplantısında bir şekilde karşılaştığım Emre Altınova'da katıldı. Nesrin bir anne edasında bize gölgeden gidin, parkuru dar alın, başınızı sakın ıslatmayın şeklinde öğütler veriyordu.Bu şekilde ikinci CP noktasına gelmiştik. Mert Derman ve eşi Başak ordalardı. Su torbamı doldurtup bir bardak kola ve elime biraz portakal alarak yine fazla zaman kaybetmeden kontrol noktasından ayrıldım ve bence yarış asıl bu noktadan sonra başlıyordu. 19.km'den 34.km'ye kadar başka checkpoint yoktu.Müşküle'den sonra yarışın birincisi Miranda Bush çok rahat bir şekilde beni geçmişti Yarışın üçüncüsü Ömür Birler ile çekişmeli olarak gitmeye başladık. Yarışın bu bölümünde hatırladığım en net şey geçen sene koşarak geçtiğim bir çok bölümü yürü-koş şeklinde devam ettirdiğimdi ve sanırım yarışın 6 saatten fazla sürecek olması gerçeğine mental olarak hazır değildim.Bu sırada bir jel ve tuz tableti, iki tane de hurma yiyerek vucut mineral dengemi korumaya çalıştım.


https://iancorless.org/2016/04/20/iznik-ultra-2016-race-report-and-summary/#jp-carousel-254712
Üçüncü ve son CP olan Derbent noktasına yaklaşırken durum, Miranda'yı gözden kaybetmiş, yarış sonunda üçüncü gelecek olan Ömür Birler ise öncesinde yolu şaşırmasına rağmen yokuşta benden daha hızlı yürüyerek beni geçmişti. Yol arkadaşlarım Emre hızlanmış ve Raphael'de arkamda kalmıştı. Kontrol noktasında yaklaşırken Derbent Kontrol Noktası Tohum Otizim sorumlusu canım arkadaşlarım Selma Kılıç ve Sinan beni karşılamış, kontrol noktasına kadar birlikte yürü- koş yapmıştık. Selma nasılsın diye sorduğunda yorgunum dediğimi hatırlıyorum. Bu durumda Derbent Kontrol noktasına üçüncü kadın olarak girmiştim. Kontrol noktasında Murat Özeren beni karşıladı. Bir yandan Selma'dan portakal, Murat'tan kola diğer görevli arkadaş ise su çantama su dolduruyordu. Murat telaşımdan diye tahmin ediyorum bana otur dinlen dedi. Biliyordum ki oturursam kalkamayacak ve çok zaman kaybedecektim. Emre oturmuş dinleniyordu. Geçen seneden de tecrübeme dayanarak bence yarışın benim için en avantajlı bölümü son bölümdi ki geçen sene de burdaki performansımla ikinciliğimi garantilemiştim. Bu sefer Ömür Birler az önümdeydi ve önümde son bir çıkış sonrada sert, uzun inişler olacağını biliyordum.

Kontrol noktasından hızlıca çıktım. Tekrar patikaya gireceğimiz asfalt yokuştan hızlıca indim. Ömür önümde yürüyerek patika yokuşu çıkıyordu ve artık takibimdeydi. Arada takip mesafesi bırakarak enerjimi kontrol altına almaya çalıştım. Bu sırada bir enerji jeli ve soğuk olan suyumdan içtim. Patika koşularında algı açıklığı ve işaret takibi çok önemlidir, yarışın kaderi her an değişebilir. Sanırım bu yüzden son bir buçuk senedir antrenmanlarımda dahil koşarken müzik dinlemiyorum. Bu sayede algılarım daha açık diye düşünüyorum. Bu sırada Ömür sola girmesi gerekirken, sağdan yokuşa doğru devam etti. Fotoğraf çeken arkadaşla arkasından seslendik ama sanırım kulaklık taktığı için bizi duymadı. Bu benim için çok büyük bir avantajdı ve bundan sonrası uzun bir inişti. Kuadrisepslerim sana güveniyorum dedim kendimce. Bu sırada Emre bana yetişmişti. Emrey'le birlikte hızlı bir şekilde indik. Geçen seneye göre ya zemin daha kuruydu ya ben inişlerde daha rahattım ya da geçen sene giydiğim yol ayakkabısı yerine bu seneki patika ayakkabılarının faydasını görüyordum. Bu sırada bir kaç koşucu daha geçtik. Sert inişten dolayı kıramp sorunu yaşayan bir çok koşucu vardı. Emreyle biz gayet iyi gidiyorduk. Arada arkama dönüp Ömür'e bakıyordum ve arkam temiz :)

Sonunda son düzlükteydik. Burayı arkamı sürekli kontrol ederek yürü-koş şeklinde tamamlamaya karar verdim. Bacaklarımı artık gerçekten yorgun hissediyordum. Altı saati geçmişti ve yarışı yedi saatte tamamlayacağımı anladım. Geçen seneye göre iki saat rötar, vay canına dedim. Arkamı düzenli olarak kontrol ederek yürü koş şeklinde finişe doğru gidiyordum ve yarışı kadınlar genel klasman ikincisi 6 saat 53 dakikada bitirdim.Önder'de aynı şekilde genel klasman erkekler ikincisi olarak yarışı tamamladı.



Bu kürsüde ikinci defa olmama katkısı olan bir çok insan var. Öncelikle bana hep güvenen ve kendi gücüme olan güvenimi kaybetmememi sağlayan eşim Önder Akay'a, aileme, Sports People Turkey ailesine,destekleri için adidas Türkiye, adidas Park Run ekibine ve Herbalife'a, eğitmenlerim Toramansportslab/ Aykut Toraman ve Yüzmemania/ Taha Engin'e ,benim için çok büyük bir şans olan Asım Çetin hocam ve ekibine ki sizinle antrenman yapıyor olabilmek bir ayrıcalık; hep destek tam destek Murat Özeren, Selma Kılıç,Sinan Eroğlu, Tolga Tarakçı arkadaşlarıma teşekkür ederim. Birlikte daha nice güzel günlere... 

Bu yarışta benim şampiyonum Aslı Kırşan'dır. Karanlığa kalmasına ve bizlerin son kontrol noktasından sonra devam etme ısrarlarına rağmen asla vazgeçmedi ve 50km'yi çok diri bir şekilde bitirdi.

Bu yarışta tecrübe listesine giren notlar var ama özetle yürüdüğün yolda asla vazgeçip bırakma, yol ve zaman ne gösterir bilinmez...